7 Şubat 2011 Pazartesi

Sevmekten Korkanlar Ordusu!

Hepimiz hatıralarımızın ürünleriyiz. Geçmişte deneyimlediklerimizle, geleceğe yön veririz. Aklımızı böyle programlamışız. Geçmişin yenilgisine bakar, gelecekte olabilecek ihtimaller üzerine silah kuşanırız. Bu da bizi sonunda sevmekten korkanlar ordusunun askeri yapar. Elbette geleceğini yaratmakta özgür olduğunu bilenler, bu emir-komuta sistemine girmeyeceklerdir.

Sevginin en temel tuzağı korkudur. Korkunuz; aklınızı ve ruhunuzu ele geçirmişse, bir daha sevme ihtimaliniz oldukça zayıftır. Korku sizi mutluluktan ve yaşamın keyfinden uzak tutar. Yakında durduğunuz tek şey, sözüm ona güvenliğinizdir!

Bir daha sizi kimsenin üzmeyeceğine böylece emin olabilirsiniz. Bir daha aynı acıları yaşamak zorunda kalmayacağınıza, size kimsenin ihanet etmeyeceğine güvenebilirsiniz. Haklısınız! Kimseyi sevmezseniz, bunlar da olmayacaktır. Peki, bu yaşamak mıdır?

Korkularınızla yüzleşmediğiniz sürece, sadece onların altında ezilmekle kalmaz, çığ gibi büyüyen bir korku topuyla karşılaşırsınız.

Bu durumu şöyle açıklamaya çalışayım: Gecenin bir yarısı elektrikler kesilmeden önce, siz salonda televizyon izleyip çekirdek yiyordunuz. Sonra bir anda her şey karardı. Mum ve çakmak bulmaya giderken, nefes alışınızın sıklaştığını fark ettiniz mi? Yok canım, ne olacak? Sonra evin içinden o ana kadar duymadığınız sesler gelmeye başladı. Korkunuz artacaktır. Sanki birisi evin içinde dolaşıyor gibi.. Koşarak kendinizi bir odaya attınız, kapıyı kapatıp kilitlediniz. Sesler artıkça, kalbinizin de hızı arttı. Yüreğiniz ağzınızdayken, elektrikler geri geldi.

Her şey eski haline döndü. Elinize bulabileceğiniz en ağır şeyi, mesela ütüyü alıp kapıyı açtınız. Yavaş yavaş odaları gezdiniz ve sonunda gördünüz ki; evde sizden başka kimse yok! Onca gürültü nereden gelmişti öyleyse? Elektrik gittiği için kendini boşa çıkaran buzdolabı, akşam olduğu için genleşen ahşap mobilyalar ve daha pek çok şey… Aklınız, sizi içinde bulunduğunuz ufak bir ürküntüden, koca bir korku yığınına taşıdı.

İşte sevmekten korkanların durumu budur! Kaçtıkça, kendinizi güvene aldığınızı zannettikçe, bir korku tünelinin içine girersiniz. Sevmekten korkanlar ordusunda yer almak, sizi acılardan korumaz. Unutmayın ki; sadece sevmeye cesareti olanların gerçek mutluluğu yakalama şansları vardır, birkaç kez yanılsalar bile!
Candan Ünal

Yeminim Var Seveceğim!

Ben sevmeye yeminliyim, kimse döndüremez sözümden. Binlerce defa daha denerim gerekirse.. Her yanım kanar, kırılır kanatlarım, inatla yeniden severim.

Bir defa tatmışım aşk denen o sihri, vazgeçer miyim? Bütün uğraşım yüreğimi bozmamak için. Ben sevdaların orta yerinde ıssız bir ada gibiyim…

Vazgeç der birileri, vazgeç ve kapat yüreğini, daha uslanmadın mı? Hala inanacak kadar saf mısın? Hala umut edecek kadar hayalperest misin? Hala bu dünyanın gerçeklerini öğrenmedin mi? Hayır, öğrenmedim ve öğrenmeyeceğim!

Benim doğrularım sevgiden yana, bildiğim bütün yollar ona çıkar. Sevdiklerim sevememişlerse beni, bana ne! Onların kaybıdır yüreklerine tohum ekmemek, gönüllerine sevmeyi öğretmemek! Onlar kuru bir ağaç gibi, yaşayıp gidecekler; ben hep meyve vereceğim yeşil dallarımdan.

Sevdiklerim sevmemiş olsa da, sevip sonra vazgeçmiş olsa da, ben sevmeye yeminliyim. Madem bu dünyaya gelmişim ve madem ömür göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor, sevebildiğim sürece seveceğim.Karşılığını almışım, almamışım dert değil! Zaten önemli olan da o değil! Benim yüreğim ısınmış bir kere, ben tazelenmişim sevginin gücüyle, gerisi hikaye!

Kim sözünü verebilir sonsuzluğun, verse de ne kadar geçerlidir? Başka hayatlara, başka yüreklere gitmek istemişse birileri, elimden ne gelir? Ben aşkın lezzetini tattığım gibi, acısını da çekerim. Bir tek gün gerçekten sevebilmiş olmak için, bir ömür derde razı gelirim.

Kana bulanmış ellerim, içimde öldürdüğüm sevdaların izlerini taşıyorum. Kaç hasret üstünde beklemişliğim var. Yüreğim gönül mezarlığı, gidenlerin ardından tebessümle bakıyorum. Ben sevmeye yeminliyim. Ölene kadar seveceğim. Sonra kendimi hak eden bir gönülde gömeceğim…

Candan Ünal

16 Ocak 2011 Pazar

Mutlaka Deneyin :=)

Güne nasıl başlarsanız bütün gününüz öyle geçecektir. O yüzden güne moralle başlamak çok önemlidir. Birçok insan homur homur yataktan kalkar ve bütün gün de o homurtularıyla kendisini olduğu kadar çevresini de rahatsız eder. Yatakta gözünüzü açtığınız andan itibaren günü yapılandırmak sizin elinizde. Mutlu, başarılı, insan ilişkilerinde doyurucu bir güne merhaba demek için bazı yöntemleri yaşama geçirmeniz gerekiyor. İşte mutlu bir gün için size bazı önemli sırlar: < Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin.

< Her gün kendiniz için olumlu onaylamalarla uyanmayı alışkanlık haline getirmeye gayret gösterin. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz: “Bugünüm aydın olsun. Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum.”

< Pencerenin önüne gelin ve dışarıya (doğaya bakarak) nefes alıp vermeye başlayın. Bu “nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Bunu birkaç kez tekrarlayın.

< Sabahleyin eğer kendinizi çok ağır ve hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyorsanız mutlaka egzersizle başlayın güne. Ya da enerjinizi sağlamak için bol vitaminli bir kahvaltı hazırlayın. Güne enerjik başlarsanız bütün gün öyle geçer. Bunu için şu sözü aklınızdan geçirin: “Hiç kimse içindeki coşkuyu kaybetmiş bir insan kadar yaşlı olamaz!”

< Beş veya on dakika denizi ya da yeşil bir alanı seyredin. Bu ortamda varlığınızı fark edin. Sahip olduklarınız için evrene (Örneğin sevdiğiniz işte çalıştığınız için ya da sağlıklı olduğunuzdan dolayı) teşekkür edin.

< Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla... Onlarla aranızdaki bağ günü mutlu geçirmeniz için size enerji sağlayacaktır. Örneğin işe giderken yolunuzun kenarındaki çiçekleri mutlaka “görün” varlıklarından dolayı mutlu olduğunuzu düşünün. Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar. < Her gün birisi ya da bir şey için iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. Örneğin “Seni seviyorum.” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın. Ancak asla “Ben yaptım”, “Ben gittim!”, “Ben hallettim!” gibi sözleri kullanmayın.

< Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? Ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın. Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zaman da olumsuz duygularla örülü bir çemberin bedeninizi saracağını. < Miş gibi oyununu oynayın ve “Bugün mutluyum.” deyin. Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz.

< Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak kendinizle ilgili “olumlu haberler” yayınlayın! Unutmayın, iş yerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu “haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. Örneğin “Bugün kendimi harika hissediyorum.” deyin. Her firsatta bunu tekrarlayın. Kendinizi gerçekten iyi hissetmeye başladığınızı göreceksiniz.

< O günün kötü geçeceğine dair bir düşünce zihninizde belirdiyse bunu derhal uzaklaştırın düşüncelerinizden. Örneğin “İşe gidiyorum, müdürümün o berbat yüzünü göreceğim yine.” diye düşünmek yerine, “İyi ki bir işim var, sorunlarımı paylaşacağım bir iş arkadaşına sahibim.” diye düşünün. Uzmanlar, bu tür olumlu sözlerin yolda yürürken ya da gün boyunca dönem dönem tekrarlanmasını öneriyorlar.

< İşinizde veya çevrenizdeki insanlara daha farklı bakmayı deneyin. Örneğin insanlara “değer katma”yı düşündünüz mü? “Yardımcılarımın değerine değer katmak için ne yapabilirim?” diye kafa yorun. Onların daha verimli olmalarını sağlamak için ne yapabileceğinizi düşünün. Unutmayın bir insanın iyi yanını ortaya çıkarmak için önce onun en iyi yanını hayalinizde canlandırmaya çalışın.

Eğer zorlu bir günü başlayacaksanız (Önemli toplantı, sınav veya konuk ağırlama gibi) hayal gücünüzü devreye sokun. İmgelemeniz, bedeninizin davranışlarını inanılmaz ölçüde belirler. Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. O gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle olun. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş...” Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir! < Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, “Her şeyin güzel, saçların, dökülüyor olabilir ama sahip olduğum tek şey sensin.” deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır. Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır.

Yeniden...

Varolan düzenime karşı koyarak, yağan kara aldırış etmeden, kendime yeni bir düzen kurmak için düşmüştüm yollara. Her şeyi arkamda bırakmaktı ümidim. Yaşanılanları, yarım bırakılanları, hiç yaşanmamış olanları...

Ardımdan seslenenlere cevap vermedim, duymamazlıktan geldim her birini. Biliyordum ki; seslenenlere kulak verirsem, yoluma devam edemezdim.

Ümit ettiğim birinin sesini işitebilir ve vazgeçebilirdim yeni hayatımdan. Artık gidiyordum. Herkes ayrı dünyalarında mutlu olabilirdi. Bensiz de yaşayabilirlerdi hayatlarını.

Bu yüzden aldırış etmemeye özen gösterdim seslere. Çok zor oldu bu yolculuğa çıkmam. Önce tek tek topladım hatıralarımı, hepsini ayrı ayrı koliledim, üzerine isimlerini yazdım.

En yükseklere kaldırdım bütün kolileri. Bir daha ulaşamamak için en tepeye yerleştirdim en çok hatırası olanı, en çok canımı acıtanı. Sonra bütün anılarımı gözden geçirdim. İki ayrı defter edindim.

Birine ders aldığım, kötü tecrübelerimi; diğerine ise mutluluklarımı, hedeflerimi yazdım.

Beni üzen durumları yazdığım defterimi baş köşeye koydum. Bir daha aynı hatalara düşmemek, gözümün kör olmasına izin vermemek ve zırhımın zarar görmesine engel olmak için.

Mutluluklarımı, hedeflerimi yazdığım defterimi ise kilitli bir çekmeceye kaldırdım. Kilidi açarken düşünmek için yeterli zamanım olsun diye.

Yaşadığım mutlu olayları yazmadan önce, gerçek mutluluk bu mu diye karar verebilmem ve hedeflerimi gerçekleştirdiğimi yazmadan önce "ben oldum artık" demek yerine daha fazla yol katedebilmeyi amaçlayıp, kazandığım zaferimi sindirebilmem için.

En sevdiğim kıyafetlerimi giydim. Saçlarımı tararken uzun uzun düşündüm kararım doğru mu diye. Makyajımı yaparken kaçırmadım gözlerimi, gözlerimden; korkusuzca yüzleştim aynadaki aksimle. Arkadaşlarımla vedalaşmanın zamanı gelmişti.

Uzun sürmedi bu tören, tam gerektiği zamanda sonlandırdım konuşmamı; ne bir kelime az, ne de bir kelime fazla. Ağlamadım, kendi kendime makyajımın akabileceğini bahane ederek.

Ve kar yağıyordu, ben, ordan uzaklaşırken. Yalnızlığımla yürürken yollarda düşünmeye daha fazla zamanım oldu. Ruhum bedenine hiç bu denli bağlanmamıştı. Yanımda biriyle yürüyor gibiydim.

Kafamı kaldırıp nereye yürüdüğüme bile bakamıyordum, gözlerim ayaklarımdaydı. Ne yöne gideceğime onlar karar veriyordu, benim aklımda hiçbir şey yoktu üstelik, sendeleyip yere düşene kadar.

Birden kendime geldim. Kafamı kaldırıp, etrafıma bakındım ve bir çift gözle karşılaştım. Beni izleyerek, bana doğru geliyordun. Her şeye karar veren ayaklarım, kaldırımla işbirliği yapmamış olsaydı, geçip, gidecektin belki ve göremeyecektim gözlerini.

Yanıma gelip, yerden kaldırmak için elini uzattığında ellerim ölesiye titriyordu. Bu yüzden uzatamadım ellerimi, yerden kalkmaya çalıştığımda ise kalkamadım, ayaklarımın bağı çözülmüş gibiydi. Seni görmemle dengem alt üst olmuştu.

Kollarımdan tutup, beni düştüğüm yerden kaldırdın. Sadece yerden değil, içine girdiğim bunalımdan da tutup, çıkartmıştın beni. Bir daha da hiç bırakmadın zaten.

Ben her şeyi bırakarak yeni bir yol seçmiştim kendime. Bunu sana ilk kez itiraf ediyorum. Sen her seferinde neden kendimi tamamen aşkımıza bırakmadığımı, yaşanılacakları düşünmek yerine neden rahat olamadığımı, her sorduğunda; ben defterlerimi okurken buluyordum kendimi.

Bir yandan mutluluklarımı not etmek için kilidi hızla çevirirken, bir yandan da deneyimlerimi gözden geçirerek, üzülmeme engel olmak için önlem alıyordum kendimce.

Korkuyordum, kendimi bu aşka kaptırmaktan, en çokta daha önceleri olduğu gibi canımın yanmasından, sensiz, aşksız kalmaktan, sen gittikten sonra yalnızlığımla boğuşmaktan.
Yazanın Eline Sağlık...
(Alıntı...)

ve Can Dündar

Asil eksiklik, eksik oldugumuzu dusunmekti.
Asil eksiklik,careyi baskasinda aramakti. Hayatin matematigi farkli; iki yarimi toplayinca bir etmiyor. insan tek basina mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamiyor. once yalnizdik. 9 ay boyunca karanlik bir yerde disari cikmayi bekledik ve dunyaya aglayarak geldik. Pisman gibiydik. Ya da mecburen gelmis gibi. Biraz buyudukten sonra, kendimizi bildigimiz anda, icimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var. Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize. Cevabi yapistirdik: "Demek ki sahip olmadigimiz bir seyler var. O yuzden eksiklik hissediyoruz." Peki, neye sahip olmamiz gerekiyor? cocukken, "yasimiz kucuk" diye dusunduk. Her istedigimizi yapamiyoruz. Kurallar, yasaklar var. Buyuyunce her sey yoluna girecek.
Buyudukce Bir sey degismedi. Yine huzursuzduk. icimizden bir ses ayni sozcukleri fisildiyordu: "Bir eksik var." Kafamiz karisti. Nasil kurtulacagiz bu igrenc duygudan? Nasil gececek bu?
Aklimiza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince gececek. Ise girince gececek. Para kazaninca gececek. Tatile gidince gececek. Okulu bitirdik. Diploma aldik. ise girdik. Kartvizit aldik. Calistik.Para kazandik. Tasindik. Araba aldik. Calistik. Eve yeni esyalar aldik. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti degistirdik. Daha cok calistik. Daha cok para kazandik. Calistik.Calistik.
Gecmedi. "Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu. Bu sefer de "Sevgilimiz olunca gececek" dedik. "Yalnizligimiz sona erince bu illetten kurtulacagiz." Beklemeye basladik. Derken, biri cikti karsimiza. asik guzel, daha akilli biri. Hesap cuzdanlari, kartvizitler, hatta ilaclar bile boyle hissetmemizi saglamamisti.
Sevgilimizin gozlerinde, daha once bize verilmemis kadar buyuk sevgi ve hayranlik gorduk. Sevgilimizin gozlerinde Tanri' yi gorduk. Isigi gorduk. "Tunelin ucundaki isik bu olmali" diye dusunduk "kurtulduk."
Sonra bir gun, daha dun bize deli gibi asik olan insan cekip gidiverdi. Simdi her yer bombos. Simdi tekrar yalniziz. Basladigimiz yere donduk. Yillarca ugrastik, eksigin ne oldugunu bulamadik. Halbuki her seyi denedik, her yere baktik.
Öyle mi?
Bakmadigimiz bir yer kaldi. Icimize bakmadik.Eksik parcayi disarda aradik ama icimizde sakli olabilecegini akil etmedik. Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye ugrastik ama kendimizi sevmedik. Sasiracak bir sey yok, tabi ki sevmedik. Kendimizi sevsek bu kadar kosturur muyduk? Canimiz yanmasin diye duvarlarin ardina saklanir miydik? Kendimizi bos sanip doldurmaya ugrasir miydik? Terk edilmekten korkar miydik? Asil eksiklik, eksik oldugumuzu dusunmekti. Asil
eksiklik, careyi baskasinda aramakti. Hayatin matematigi farkli; iki yarimi toplayinca bir etmiyor. Insan tek basina mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamiyor. "Herkes beni sevsin" diye ugrasinca kimse gercekten sevmiyor, herkes sevgisine sart koyuyor, sinir koyuyor. Oysa "kendime duydugum sevgi bana yeter" diye dusununce, kendimizi oldugumuz gibi kabullenince yarim tamamlaniyor. Her sey bir oluyor. iste o zaman perde aralaniyor. Aci diniyor.
iste o zaman baska 'bir' iyle bir araya gelerek, hesabin kitabin, korkunun kayginin hukum surdugu sahte bir sevgi yerine, gercek bir
sevgi yaratilabiliyor.
CAN DUNDAR

11 Şubat 2010 Perşembe

Hayata Dair...

Yeni yıl kararlarınızı hatırlıyor musunuz?
Written by Osman Seyit Börütecene
Fazla değil, bundan sadece bir ya da bir buçuk ay önce 2010′a girdikten sonra hayata geçireceğinizi düşündüğünüz, bunun için kendinize söz verdiğiniz kararlarınız vardı. Yeni bir yabancı dil öğrenmek üzere adım atacaktınız, gelirinizi yükseltmek için bir şeyler yapacaktınız (hayalinizdeki ‘kafe’yi açacaktınız? ya da maaşınıza zam isteyecektiniz? hatta belki iş değiştirmek üzere harekete geçecektiniz?).
Arabanızı yenilemek için adım atacaktınız, bu yıl daha önce görmediğiniz bir ülkeyi görmek için çaba sarfedecektiniz, ilişkilerinizde daha özenli davranacaktınız ya da bir ilişki içinde olacaktınız…
Örnekler çoğaltılabilir ama sanırım konuyu hepimiz anladık. Yeni yıl kararlarınızı hatırlıyor musunuz? 2010′a girdikten sonra hayata geçirmek üzere bazı planlar yapmıştınız, bazı kararlar almıştınız. Ne oldu onlara?
Neden bir hareket yok? Ya da neden bir sonraki ayı bekliyor ya da neden 2011’i beklemek zorunda? Bu yaz kesindir, mutlaka yapacağım dediğiniz şeyi kaç yıldır bekletiyorsunuz?
Kaç kere bu kararları alıp sonra hayata geçirmediğiniz için kendinizi tembellikle suçladınız? Ve tabii ki bu suçlamalar da sizi rahatlattı. Tembelim, zaten olmayacak, boş yere çaba sarfetmeyeyim. Ya da dünyanın düzenini suçladınız; dünya zaten böyle, ben ne yapsam boş, sanki herkes elele vermiş ben kararlarımı hayata geçirmeyeyim diye uğraşıyor… Zaten mali kriz var, dünyanın hali de belli… Üstelik küresel ısınma var sonumuz belli değil… Aslında yapardım ama filanca hanım, filanca bey yüzünden yapamıyorum…
Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki bunların sonu gelmiyor. Ayrıca siz yerinizde karar vermeye ve kararlarınızı hayata geçirmeye çabalarken atı alan Üsküdar’ı geçiyor ve siz de bu sefer bunun için bir açıklama bulmaya çalışıyorsunuz.
Direnmeyi bırakın. Değişime kucağınızı açın. Yaşamınızda istediğiniz değişiklikleri gerçekleştirmek için bugün bir adım atın. Kararlarınızı hayata geçirin 

20 Ağustos 2009 Perşembe