16 Ocak 2011 Pazar

Yeniden...

Varolan düzenime karşı koyarak, yağan kara aldırış etmeden, kendime yeni bir düzen kurmak için düşmüştüm yollara. Her şeyi arkamda bırakmaktı ümidim. Yaşanılanları, yarım bırakılanları, hiç yaşanmamış olanları...

Ardımdan seslenenlere cevap vermedim, duymamazlıktan geldim her birini. Biliyordum ki; seslenenlere kulak verirsem, yoluma devam edemezdim.

Ümit ettiğim birinin sesini işitebilir ve vazgeçebilirdim yeni hayatımdan. Artık gidiyordum. Herkes ayrı dünyalarında mutlu olabilirdi. Bensiz de yaşayabilirlerdi hayatlarını.

Bu yüzden aldırış etmemeye özen gösterdim seslere. Çok zor oldu bu yolculuğa çıkmam. Önce tek tek topladım hatıralarımı, hepsini ayrı ayrı koliledim, üzerine isimlerini yazdım.

En yükseklere kaldırdım bütün kolileri. Bir daha ulaşamamak için en tepeye yerleştirdim en çok hatırası olanı, en çok canımı acıtanı. Sonra bütün anılarımı gözden geçirdim. İki ayrı defter edindim.

Birine ders aldığım, kötü tecrübelerimi; diğerine ise mutluluklarımı, hedeflerimi yazdım.

Beni üzen durumları yazdığım defterimi baş köşeye koydum. Bir daha aynı hatalara düşmemek, gözümün kör olmasına izin vermemek ve zırhımın zarar görmesine engel olmak için.

Mutluluklarımı, hedeflerimi yazdığım defterimi ise kilitli bir çekmeceye kaldırdım. Kilidi açarken düşünmek için yeterli zamanım olsun diye.

Yaşadığım mutlu olayları yazmadan önce, gerçek mutluluk bu mu diye karar verebilmem ve hedeflerimi gerçekleştirdiğimi yazmadan önce "ben oldum artık" demek yerine daha fazla yol katedebilmeyi amaçlayıp, kazandığım zaferimi sindirebilmem için.

En sevdiğim kıyafetlerimi giydim. Saçlarımı tararken uzun uzun düşündüm kararım doğru mu diye. Makyajımı yaparken kaçırmadım gözlerimi, gözlerimden; korkusuzca yüzleştim aynadaki aksimle. Arkadaşlarımla vedalaşmanın zamanı gelmişti.

Uzun sürmedi bu tören, tam gerektiği zamanda sonlandırdım konuşmamı; ne bir kelime az, ne de bir kelime fazla. Ağlamadım, kendi kendime makyajımın akabileceğini bahane ederek.

Ve kar yağıyordu, ben, ordan uzaklaşırken. Yalnızlığımla yürürken yollarda düşünmeye daha fazla zamanım oldu. Ruhum bedenine hiç bu denli bağlanmamıştı. Yanımda biriyle yürüyor gibiydim.

Kafamı kaldırıp nereye yürüdüğüme bile bakamıyordum, gözlerim ayaklarımdaydı. Ne yöne gideceğime onlar karar veriyordu, benim aklımda hiçbir şey yoktu üstelik, sendeleyip yere düşene kadar.

Birden kendime geldim. Kafamı kaldırıp, etrafıma bakındım ve bir çift gözle karşılaştım. Beni izleyerek, bana doğru geliyordun. Her şeye karar veren ayaklarım, kaldırımla işbirliği yapmamış olsaydı, geçip, gidecektin belki ve göremeyecektim gözlerini.

Yanıma gelip, yerden kaldırmak için elini uzattığında ellerim ölesiye titriyordu. Bu yüzden uzatamadım ellerimi, yerden kalkmaya çalıştığımda ise kalkamadım, ayaklarımın bağı çözülmüş gibiydi. Seni görmemle dengem alt üst olmuştu.

Kollarımdan tutup, beni düştüğüm yerden kaldırdın. Sadece yerden değil, içine girdiğim bunalımdan da tutup, çıkartmıştın beni. Bir daha da hiç bırakmadın zaten.

Ben her şeyi bırakarak yeni bir yol seçmiştim kendime. Bunu sana ilk kez itiraf ediyorum. Sen her seferinde neden kendimi tamamen aşkımıza bırakmadığımı, yaşanılacakları düşünmek yerine neden rahat olamadığımı, her sorduğunda; ben defterlerimi okurken buluyordum kendimi.

Bir yandan mutluluklarımı not etmek için kilidi hızla çevirirken, bir yandan da deneyimlerimi gözden geçirerek, üzülmeme engel olmak için önlem alıyordum kendimce.

Korkuyordum, kendimi bu aşka kaptırmaktan, en çokta daha önceleri olduğu gibi canımın yanmasından, sensiz, aşksız kalmaktan, sen gittikten sonra yalnızlığımla boğuşmaktan.
Yazanın Eline Sağlık...
(Alıntı...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder